Ozan Boran Sabatay Sevi Kitabını İndir

tarafından
16
Ozan Boran  Sabatay Sevi Kitabını İndir

Ozan Boran  Sabatay SeviSabatay Zvi’nin tüm haramları helal kılan laik-mistik ‘ibahi’ anlayışıyla ….İlk olarak söyleyelim ki, “Musevi” isimlendirmesi, doğru ve manipülatif olmayan bir isimlendirmedir.Zira, Yahudiler’in kendileri için benimsedikleri isim budur. Yahudiler’in kendileri için benimsediği ismin‘negatif’ olduğu önkabulünden yola çıkarak, ısrarla ‘Musevi’ yerine ‘Yahudi’ ismini ikame etmeyeçalışmak, bir kamuflaj değilse, ‘tanıyıcı’ değil ‘tanımlayıcı’ bir mantığın ürünüdür; manipülasyonun‘pozitif’ gerekçelerle yapılması, onun yönlendirme olduğu gerçeğini değiştirmez.Musevilik, belki İsrailoğulları’nın Yahudileşme’den, başka bir deyişle ‘anane’ oluşmadan evvelki otantik dönemlerineverilebilecek bir isimdir. Gelenek kavramı Yahudiliğin, son 400 sene hariç tüm Musevi tarihine damgasınıvuran ‘merkezi kavram’dır.Yahudilik bir dini kimlik midir, etnik kimlik midir? Sadece “dini kimliktir” dersek, Musevi bir anadandoğmayanın neden Musevi olmadığını, Yahudilik’te neden İslam’da olduğu gibi bir ‘çağrı’ ya daHıristiyanlık’ta olduğu gibi bir ‘misyoner’ müessesesi olmadığını izah edemeyiz. Onun içindir ki, Yahudilik,‘misyoner’ boşluğunu ‘Masonluk’ gibi, Yahudiliğe değil, “Yahudiliğe hizmete” çağrı eden taşeron örgütleraracılığıyla doldurmaya çalışmıştır. Esasen, genel kaideye göre Musevi bir anadan doğmayan Yahudiolamaz. Yahudiliğin, genel etnik anlayışın aksine ‘anne merkezli’ olması hayli manalıdır.Hiç şüphe yok ki, Musevi tarihi ile ilgili yapıt veren hemen tüm uzmanların da kabul ettiği gibi, Hz.Musa’nın Mısır’dan çıkışında ardına takılan mü’min topluluğun içinde İsrailoğulları soyuna mensupolmayanların sayısı hayli yekun tutmaktaydı. Kur’an’ın aktardığı Mısırlı büyücülerin iman etmeolayından da, bu netice çıkmaktadır.Bu tarihi gerçeklerden, Hz. Musa’yı ve mü’minlerini ‘Musevi’ diye isimlendirmenin doğru olmadığıanlaşıldığı gibi, Hz. Musa’nın iletinini mutlak dini olmaktan çıkarıp etnik kimliğe dönüştürme sürecini‘İsrailoğulları’nın Yahudileşme süreci’ olarak idrak etmenin doğru olduğu da anlaşılmış olur. Yahudiliği,etno-teolojik bir kimliğe dönüştüren, Musevi fıkhının/hukukunun kaynağı ‘Talmud’ merkezli bir gelenektir.Peki, bu vaziyette Habeşistan’ın zenci Yahudileri Falaşaları, Musevi olan Karaim Türkleri’ni nasılaçıklayacağız? Bunlar ‘baba’ yoluyla ‘Talmudcu geleneğe’ karşın, hem de onu reddederek Yahudileşenkavimlerdir. Falaşalar’ın Talmud’u bilmemeleri, Karaimler’in 8. asırda, Talmud’u inkar eden biryaklaşımla Yahudiliği benimsemiş olmaları, izah edici bir gerekçedir.Hz. Peygamber dönemi Medine’sindeki Yahudileşen Arap orijinliler, bu meselesi daha bir anlaşılırkılmaktadır. ‘Miklat’ isimi verilen çocuksuz kadınlar, çocukları olursa bir ‘adak’ olarak Yahudiler’evereceğine konusunda söz verirlerdi. Bir hayli Arap çocuğu bu yolla Yahudileşmişti. Nadiroğulları Yahudilerisürgünle cezalandırılınca, onlarla birlikte bu şekilde Yahudileşmiş bir hayli Arap çocuğu da gitti. Buçocukların Müslüman olan ebeveynleri Rasulullah’a müracaat edip çocuklarını geri alma talepleriniilettiklerinde, Hz. Peygamber, seçimin mevzubahis çocukların özgür istemlerine bırakılması gerektiğinisöylemekle kanaat edecektir.Başa dönecek olursak şu tesbiti yapmak tarihi verilere uygun düşecektir: Yahudilik, Hz. Musa’ya veondan sonra gelen İsrailoğulları peygamberlerine gelen ilahi iletisi deformasyona uğratan, İslam’ınaslından uzaklaşmış bir formudur ve bu şekliyle bir ‘gulat-ı İslam’dır’. Olay, Kur’an’ın bakışaçısıyla,Müslüman İsrailoğulları’nın Yahudileşmesi olayıdır.‘Yahudileşme’, hiç kuşkusuz bir sapma açısıdır. Ne ki bu ‘sapma’ kendini Musevi kabul edenlerinsorunudur. İslam’ın heretik bir sürümü olan Yahudiliği, üzerine oturduğu ananeden saptırarak,sapmayı katmerli hale getiren şeyse; Kabbalacı ekolün Zoharcı yorumuyla, hem ‘devrimci’ hem‘makyavelist’ bir nitelik kazanarak ‘kötülüğü içselleştirici’ ve ‘değer yıkıcılığı kutsayıcı’ bir misyonabüründürülmesidir. İsrail devletinin üzerinde yükseldiği Siyonizm’i veyahut bugün bu ülkede ‘değeryıkıcılığın simgesi’ haline gelmiş Sabataycılığı, 3000 senelik Musevi tarihinde bir dönüm noktası teşkileden bu ‘ikinci büyük sapmanın’ felsefesini bilmeden anlamak .İşte, çağdaş çağın Yahudilik’le alakalı en çaplı ve emin kaynağını çeyrek asırlık bir çalışmayla ortayakoyan Prof. Dr. Abdulvahhab el-Mesiri’nin şu itirafı bu gerçeğin bir göstergesidir: “Konu üzerinde 12 yılçalıştıktan sonra 1984 yılına geldiğimde, akademik kariyerimin ve ilim hayatımın en önemligerçeklerinden biriyle karşılaştım: Polonya tarihi bilinmeden modern Musevi tarihi ne bilinebilir, ne deyazılabilir.”el-Mesiri’nin bu tesbitine, yeniden kendi yazdıklarından esinlenerek şunu ekleme cür’etinde bulunabilirim:Zoharcı yorum ve İshak Luria bilinmeden de, ne Polonya tarihi, dolayısıyla ne de o felsefenin uzantılarıolan Sabataycılık ve Siyonizm bilinebilir.Bunları bildiğinizde, Sabatay Zvi’nin tüm haramları helal kılan laik-mistik ‘ibahi’ anlayışıyla çağdaşıYahudi feylesof Spinoza’nın laik-felsefi ‘naturalist panteizmi’, Siyonistler’le Hitler, Hepsi de Musevi olanFreud, Marx ve Durkheim’in psikolojik, siyasal ve sosyal kuramlarının arkasında yatan temel mantıklaKabbalacılık, Sabra ve Şatilla kırımlarıyla bir bölüm daha önceki Sabataistler’in “mum söndü geleneği”arasındaki girift ve garip ilişkiyi keşfedeceksiniz.

Ozan Boran Sabatay Sevi Kitabını İndir